Polemik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polemik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Aralık 2021

 Aiskhylos

Aiskhylos



Bana göre "yemin", karşısındaki insan(lar)ı doğru söylediğine ikna etmek için çoğunlukla "kutsal" olarak nitelenen "teolojik varlıklar"ı veya toplumsal olarak değer yargılarımızın birer yansımaları olarak "şeref, namus, ahlak" gibi kavramların "içeriklerinin tanıklığını" öne sürerek kullanılan sözcük veya tümcelerdir. Bu düşüncemle devam ederek Aiskhylos’un yukarıdaki düşüncesini iki nedenden dolayı benimsemiyorum:

1] Eğer karşımdaki insan dürüstse, o insanın sözünün doğruluğunu kabul edeceğimden yemin etmesine ihtiyaç duymam;
2] Eğer karşımdaki dürüst değilse, bana yeryüzündeki tüm yeminleri de etse, umurumda olmaz.

2021-Aralık 9

28 Nisan 2021

Arthur Schopenhauer'a Göre

Arthur Schopenhauer'a Göre


Arthur Schopenhauer, olaya idealizmin merkezinden kulaç sallayarak yaklaşmaya çalıştığı için düşünceleri, daha doğrusu bunun böyle olacağını "sanması" doğanın diyalektiğine aykırıdır. Bunun nedeni, doğanın kendisi de olmak üzere içerdiği her şey hareket halinde olduğundan, giderek, toplumlarımız da aynı şekilde devamlı bir hareket içinde olduğundan, düşüncemizi ve bilincimizi içinde yaşadığımız sosyal ve doğal koşullar belirlediğinden, hareket eden ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak değişen her şey düşüncemizi ve bilincimizi etkileyerek oluşturduğu nicel birikimlerin belli bir noktada patlayarak nitel bir dönüşüme uğramasından dolayı, "… ama özde değişmeden kalır." şeklindeki düşüncesi daima geçersiz olacaktır.

Hiç kuşkusuz çocukluk dönemlerinde alınan eğitimin ve deneyimlerin sonraki yıllarda yaşantımıza irili-ufaklı etkileri olabilir, olur da ama damgasını vuracağı ("temeli ve derinliği") anlamına gelemeyeceği için bunu mutlaklaştırmak ciddi bir yanılgıdır. Çocukluk dönemlerini oldukça zor koşullar altında geçiren (ki sadece ekonomik anlamda değil, aile içi şiddet, taciz ve tecavüzler de dahildir) birinin "temelleri ve derinlik ve sığlığı"nı buruşturup çöpe atanlar olduğu gibi bunun tam karşıtını da yapanların sayısı çokluklarından dolayı istatistiksel olarak bile bilinmiyor.

Son yanılgısı ise kendi içinde bile hiçbir tutarlılığı olmayan, "Bu görüş daha sonra özenle düzeltilir ve mükemmel hale getirilir, ama özde değişmeden kalır." şeklindeki tespitidir.

Örneklemeye çalışayım:

1) Ahmet'in çocukluk yıllarında oluşan bir yapısı var ve buna "a" diyelim.
2) Sonraki süreç içinde "a" özenle düzeltilip "A" haline getirilmiş olsun.
3) Eğer bu "A" negatif ise sonraki süreçte Ahmet hep olumsuzluk içinde olacaktır (veya tersi).

Böyle bir durumu mutlaklaştırmak sadece felsefeyi değil, sosyolojiyi de karmaşık bir şekilde okumak demektir diyerek sözlerimi proletaryanın dahi kuramcısı Marx'ın sözleriyle bitirmek istiyorum:

"Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısının, belirli toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuksal ve siyasal üstyapının, üzerinde yükseldiği gerçek temeli oluşturur. Maddi yaşamın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel yaşam sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır. Gelişmelerinin belirli bir aşamasında toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine, ya da bunların hukuksal ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder."

Karl Marx
Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı'nın Önsözü'
nden

20 Mart 2021

Frido Kahlo'ya Göre

Frido Kahlo'ya Göre


Görseldeki tanımlamayı defalarca görmüş ama üstüne düşmeyerek "es" geçmiştim. Dün yine karşıma çıkınca sözün sahibini merak ettim ve araştırdım:

"Gerçek adı Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon olan Meksikalı ressam, 1907 yılında doğmuş ve 1954 yılında henüz 47 yaşında iken hayata veda etmiştir. Bir tek sanatıyla değil, özel hayatı ve politik görüşleriyle de tanınan Kahlo’nun, şanssızlıklar ve acılarla dolu bir hayatı olmuştur." (Alıntı)

Frida'nın bu tespitini son bir ayda sosyal medyada kaç insanın paylaştığını bilmiyorum ama çok kez paylaşıldığını biliyorum. Bu söz neden ilgi çekmiş, neden benimsenmeye başlanmıştı? İlk gördüğüm zaman da şimdi de bu sözü benimsemeyişimin birçok nedeni vardı. Detaylara inmeden kaba bir eleştirisini yapmaya çalışacağım.

"Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda…" diye giriş yapıyor Kahlo, "dişinin her samimi davranışı erkek tarafından şehvet olarak algılanır."

"Toplum" denilen kavramın sadece erkekleri içermediğini ve bastırılmış cinselliğin de sadece kadınları içermediği bilinmezse, böyle yanılgılı sonuçlara ulaşmak kaçınılmazdır. Köleci Toplum'dan günümüze kadarki tüm süreçlerde ve toplumlarda cinselliğin bastırılması ile ilgili yasalar, görenekler vb., genel bir kural olarak her iki cinsiyeti de kapsamasına rağmen kaba bir tahminle %90 oranında kadınlara uygulanırken ancak %10 gibi bir oran da erkeklere uygulanmaktadır ki bunun da nedeni ataerkil sistemin dünyadaki hakimiyetidir.

Düşünceme göre Kahlo bu sözünü söylerken sınıf mücadelesini ya bilmiyorken bir "tepki" olarak söylemiştir ya da yeterli kavramamıştır. "Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda…", örneğin Türkiye'de "dişinin davranışı erkek tarafından şehvet olarak algılanır"sa, tersi bir durumun geçersizliği için hiçbir neden bulunmamaktadır. Biri de kalkar:

"Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda erkeğin her samimi davranışı kadın tarafından şehvet olarak algılanır." derse buna kim, nasıl doğru cevap verebilir ki?

Olguya tamamen cinsiyetçi yaklaşımı sergileyen bu sözün iler-tutar bir yanı yoktur. Konumuz bağlamında öne alarak söyleyeyim: Başta cinsiyetçi yaklaşım olmak üzere olguya ırk, dil, din, coğrafya, etnisite, kan bağı ve benzeri ayrımlarla yaklaşmak, yanlış rotanın en berrak göstergesidir. Benimsediğim düşünceye göre yapılması gereken tek ayrım, bireyin (ve giderek toplumların) emekten mi yoksa sermayeden mi yana olduğudur.

Ayrımsız bir insanlık temennisiyle…