Teist arkadaşların ezici çoğunluğu ateistlerin bir merkezden yönetildiğini, hepsinin aynı şeyi söylediğini, bir liderimizin olduğunu ama sakladığımızı falan düşünmekteler. Buna gerek interaktif medyada ve gerekse pratik yaşamımda birçok kez denk geldiğim için bu arkadaşlarımızı bilgilendirmek isterim.
Sırayla gideyim: Dünyanın değişik yerlerinde değişik sayıda üyelere sahip yüzlerce, belki binlerce "Ateist Derneği" bulunmaktadır ve sanıldığı gibi tek bir merkeze bağlı olmadığı gibi dernekler içinde de örneğin Türkiye’deki tarikatlar ya da Hıristiyan toplumundaki sektler gibi bir ritüelleri de bulunmamaktadır ve hiyerarşik bir yapılanma hiç yoktur. Bildiğim kadarıyla var olan derneklerin hepsi yasal kuruluşlardır ve yasadaki zorunluluklara göre davranmaktadır. Yani seçim olur, başkan ve diğer yönetim organları seçilir; sonra yine seçim olur falan… Yine bildiğim kadarıyla bu derneklerin dışında illegal yapıda bir ateist oluşumun olup olmadığını da bilmiyorum, fakat belki şeriatın baskın olduğu yerlerde olabilir. Dernekler, ilgili toplumdaki dinlerin içeriklerini ve neden reddettiklerini belirterek bilgilendirme yapmaktadır. Dernekler arasında başta yayınlar olmak üzere, özellikle konuya ilişkin yeni gelişmelerden birbirlerini haberdar etmek için paylaşımlarda bulunmaktadır ve derneklerden çıkanın da katli vacip değildir :)
Ateistlerin aynı şeyleri söylemeleri teistler üzerinde bir şaşkınlık yaratmakta, kendi alışkanlıklarından yola çıktıkları için biz ateistlerin de alışkın olduğumuzu düşünmelerine yol açmaktadır. Bir önceki sohbetimizde de belirttiğim gibi Ateizm, teoloji taraftarlarının "Tanrı'nın buyruğu" ya da "Tanrı eseri" diye öne sürdüğü argümanları bi¬limsel bir form içinde reddeden ideolojik/felsefi bir bütünlük olduğunu, Ateist’in ise bu bütünlüğün taraftarı veya aktivisti olduğunu belirtmiştim. Bilimsel bir form olduğu ve bu da tek doğru olduğu için, en azından yanlışlanana doğru olarak kabul edildiği için verilen cevapların aynı veya benzer olması kaçınılmazdır. Dünyanın neresine giderseniz gidin 2+2’nin teistler de ateistler de agnostikler de 4 ettiğini söyleyeceklerdir, çünkü bu sonuç en azından şimdiye kadar yanlışlanmış değildir ve şu an tek doğrudur. Siz 2+2’yi de sorsanız, 2x2’yi de sorsanız cevap hep 4’tür. Bu nedenle benzer şeyleri söylememiz kaçınılmazdır.
Gerek ülke bazında ve gerekse dünyada bir liderimiz, şefimiz ya da şeyhimiz falan yoktur; olan, teizme karşı bilimsel formatı benimseyenlerin sohbetlerde ya da tartışmalarda bunu dile getirmesidir. Yani siyasal duruştan genel olarak uzak olduğu için sosyo ekonomik yapıda ya da siyasal iktidarın kurum ve kuruluşlarıyla bir mücadelesi yoktur, varsa da en azından yeterli boyutta bulunmamaktadır.
Ancak, gerçekten önemli gördüğüm için bir noktayı açarak yanılgılı bir teist anlayışı düzeltmek istiyorum. O da tüm ateistlerin tornadan çıkmışçasına aynı olduğu inancıdır. İnancı diyorum, çünkü teist dostlarımız konuya hâkim olmadıkları için ancak inanmakla yetinmekteler. Oysa, sosyo ekonomik formasyonları, sosyolojiyi ve sınıflar savaşımını hiç değilse genel hatlarıyla bilselerdi inanmak yerine bilmiş olacak ve yol üstündeki birçok gereksiz engel kendiliğinden ortadan kaybolacaktı.
Birey Ateist olabilir; ama ateist olması o kişinin sapıklığını, caniliğini, hırsızlığını, faşist oluşunu engellemez Makyavelizm’i dibine kadar kullanmakta da hiçbir sakınca görmez ve bunun birçok örneği vardır.
Bizlerin, yani sosyalist devrimciler olarak teizmle doğrudan alıp veremediğimiz bir şey yoktur. İnsanların inançlarıyla ilke olarak uğraşmayız, ilgilenmeyiz; çünkü sınıf savaşımı içinde olduğumuzdan, bizim için teistler düşman statüsünde değil, düşmanımız olan, hatta baş düşmanımız olan emperyalizm ve onların bağlaşıklarıdır. Hıristiyan mısınız? Bakın, az ilerde kilise var. Sadece Pazar ayinlerine değil, dilediğiniz zaman o kiliseye giderek ibadet etme hakkınızı sonuna kadar savunuruz. Yahudi misiniz? Kilisenin hemen yanındaki bina Sinagog’dur. 7/24 gönül rahatlığıyla ve huzurla dua edebilirsiniz ve bu sizin en doğal hakkınızdır. Müslüman mısınız? Kilisenin diğer yanındaki bina camidir; dua edebilir, mevlit okuyabilir, namaz kılabilir, ilahiler okuyabilirsiniz. Yani hangi dinden olursanız olun biz sosyalist devrimcilerin hedefinde değilsiniz. Devrim, bizim gibi ülkelerde işçi sınıfının en örgütlü organizasyonu olan proletarya partisi önderliğinde, işçi-köylü temel ittifakıyla gerçekleştirilen halkın eseridir ve bu halkın büyük bir çoğunluğu da inanırlardan oluşmaktadır. Aslında bu nesnel gerçeklik bile sosyalistlerin inanırlara olan yaklaşımını berrak bir şekilde yansıtmaktadır.
Bir an için teizmin sıfırlandığını, dünyanın tüm insanlarının ateist olduğunu var sayalım. Bizim açımızdan en büyük çelişki emek ile sermaye arasındaki çelişki olması nedeniyle karşımızdaki insanı bu çelişkinin hangi ucundan tuttuğuna bakarak değerlendiririz. Emekten yana mı sermayeden yana mı? Eğer emekten yana tavır koyuyorsa bu bizdendir, sermayeden; baskıdan, sömürüden, adaletsizlikten yana bir tavır alıyorsa bu bizim düşmanımızdır, ona göre yaklaşım sergileriz. Yani bir insanın ateist veya teist olmasının bizim açımızdan önemi bulunmamaktadır, doğrudan kişisel bir durumdur. Bizim açımızdan değer taşıyanların emekten yana bir duruş göstermeleridir.
19 Ekim 2022
16 Eylül 2022
Dunning-Kruger Sendromu
Özelde ülkemizde genelde dünyada birbirlerinden ayrı motifler içeren kültürlerin olduğunu ama ortak noktaların da sıklıkla görüldüğünü hemen herkes bilmektedir. Yine bilindiği üzere ilgili toplumdaki kültürel yapı ilgili toplumun sosyo-ekonomik formasyonu tarafından belirlenmektedir. Örneğin feodalizmin egemen olduğu yerlerde feodal kültür baskınken kapitalizmin egemen olduğu yerlerde de kapitalist kültür vardır. Bu "Kültürel Yapı" ilgili bireyin kimi davranışlarının önünü açar, destekler ya da yapmasını zorunlu kılarken bazı davranışlarını yavaşlatır veya engeller. Böyle bir durumda ilgili bireyin istekleriyle kültürel yapının toplumu arasında önce yavaş ama sonraları giderek artan bir çatışma yaratır ve bu durum beynimizde "güç ve güçsüzlük" olarak yerini alır almaz zihinlerde galip gelmenin yöntemleri "ham" halde sıralanmaya başlar, "cahil cesareti" bile aktifleşir. Birey, kendini topluma kabullendirmek için normalde yapamayacağı şeyleri yapmanın yollarını irdelemeye çalışır. Yani birey, sahip olmadığı donanımlara sahipmiş gibi davranmayı seçer. Bu durumun bilimsel isminin "Dunning-Kruger Sendromu" olduğunu öğrendiğim zaman okumayı kestim ve düşünmeye başladım: Geçmiş yaşantım bir film şeridi gibi zihnimden akarken bu sosyo-psikolojik rahatsızlığa tutsak düşenlerin kıyaslanamayacak kadar çok olması beni şaşırtmıştı.
Genel bir özet yapacak olursam yeteneksizlerin yeteneğini abarttığı bir durummuş ama bunun tam tersi de mümkünmüş. Şu ya da bu konuda yetenekli olan birinin yeteneklerinin yeterli olmadığını da ileri sürebilmektelermiş.
En karakteristik yansıma, cahil olan bildiklerinden kesin olarak emin(!) ama bilgili insanlar birçok konuda bilgisinden emin değilmiş, bu nedenle araştırmaya devam ederlermiş. Sanıyorum bilgisi fukara olanın dilinin her zaman ukalaca olmasının nedenini de keşfettim 😊. Neleri bilmediklerini bile bilmedikleri için dillerine ne gelirse söylerlermiş. Agresif davranışlar sergileyerek karşısındakini aşağılar ve yapmakta olduğu işi elinden alarak kendisi yapmaya çalışır ve böylece çevresine "ne kadar yetenekli ne kadar çok çalışıyor" havası oluşturarak kendine "gurur, övgü vb" sağlamaya çalışırmış. Eğer işi başaramamışsa (ki çoğunluk başaramaz) suç kendisinin dışındaymış ama başarı elde ederse sağa-sola daha çok karışmaya başlarmış. [Sanki bire bir Erdoğan’ın karakteristik analizi yapılmış gibi, değil mi 😊] Makyavelizm ve narsizme yüksek derecede eğimlilermiş. (Şimdi eminim, Erdoğan’dan başkası olamaz) 😊
Bu tür insanlara karşı dikkatli olmamız gerekir.
21 Ağustos 2022
Müslümanlar Ahlaklı, Ateistler Ahlaksızdır
Her ne kadar farklı etnik kimlik ve inançlar mozaiği olsak da ülkemizin en "ahlaklı" kimliği Sünni Müslümanlardır. Diğer kimliklere sahip olanlar ise ya Sünnilerden etkilenerek biraz "ahlaklı" ancak olabilmişler ya da zaten başta ateistler olmak üzere diğerleri ahlaktan uzaktırlar.
Böyle diyorlar…
01) Boş verelim Türkiye’yi, orta doğuyu; siz tarih boyunca yer yüzünde bir sosyalist devrimci ateistin pedofil suçlamasıyla yargı karşısına geçtiğine bir şekilde de olsa tanık oldunuz mu? Hayır, biz Müslümanların her bir mezhebinden, her bir tarikatından, her bir cemaatinden yüz binlercesini biliyoruz, hani siz ahlaklısınız ya, onun için soruyorum.
02) Boş verelim Türkiye’yi, orta doğuyu; siz tarih boyunca yer yüzünde bir sosyalist devrimci ateistin uyuşturucu ticareti suçlamasıyla yargı karşısına geçtiğine bir şekilde de olsa tanık oldunuz mu? Hayır, biz Müslümanların her bir mezhebinden, her bir tarikatından, her bir cemaatinden yüz binlercesini biliyoruz, hani siz ahlaklısınız ya, onun için soruyorum.
03) Boş verelim Türkiye’yi, orta doğuyu; siz tarih boyunca yer yüzünde bir sosyalist devrimci ateistin çok karılı ya da çok kocalı olduğu suçlamasıyla yargı karşısına geçtiğine bir şekilde de olsa tanık oldunuz mu? Hayır, biz Müslümanların her bir mezhebinden, her bir tarikatından, her bir cemaatinden yüz binlercesini biliyoruz, hani siz ahlaklısınız ya, onun için soruyorum.
04) Boş verelim Türkiye’yi, orta doğuyu; siz tarih boyunca yer yüzünde bir sosyalist devrimci ateistin yanında çalışan emekçilerin hakkını vermediği suçlamasıyla yargı karşısına geçtiğine bir şekilde de olsa tanık oldunuz mu? Hayır, biz Müslümanların her bir mezhebinden, her bir tarikatından, her bir cemaatinden yüz binlercesini biliyoruz, hani siz ahlaklısınız ya, onun için soruyorum.
05) Boş verelim Türkiye’yi, orta doğuyu; siz tarih boyunca yer yüzünde bir sosyalist devrimci ateistin toplumları bölmeye çalıştığı suçlamasıyla yargı karşısına geçtiğine bir şekilde de olsa tanık oldunuz mu? Hayır, biz Müslümanların her bir mezhebinden, her bir tarikatından, her bir cemaatinden yüz binlercesini biliyoruz, hani siz ahlaklısınız ya, onun için soruyorum.
06) Boş verelim Türkiye’yi, orta doğuyu; siz tarih boyunca yer yüzünde bir sosyalist devrimci ateistin ırkçılık ya da cinsiyet ayrımı suçlamasıyla yargı karşısına geçtiğine bir şekilde de olsa tanık oldunuz mu? Hayır, biz Müslümanların her bir mezhebinden, her bir tarikatından, her bir cemaatinden yüz binlercesini biliyoruz, hani siz ahlaklısınız ya, onun için soruyorum.
Bu sorular yüzlerce maddeye çıkarılabilir ama bu kadar yeterlidir. Demek ateistler "ahlaksız" ama siz çok, hem de çook ahlaklısınız, öyle mi?
21 Ağustos 2022
16 Ağustos 2022
Felsefe’den İki Anekdot
Bilindiği üzere felsefenin ortaya çıkışı İÖ 6cı ve 5ci yüz yıllar arasında birçok bölgede ortaya çıkmış, değişik süreçlerden ve zorlu savaşımlardan geçerek günümüze kadar gelmiştir. Orta Asya merkezli bu coğrafya 2500 yıl kadar bağrında dünyaya yön verecek insanlar yetiştirmiştir. Aslında içinde bulundukları yaşamı koşullandıran birtakım şeylerden rahatsızlık duyduğu gibi geliştirip yaymak düşüncesinin de bir dışavurumu olarak yerleşik alışkanlıkları, dini inançları ve mitolojik inanışların yeterli gelmemesi veya karşıt olunması durumlarını düzenlemek için beş insan fitili ateşledi.
Konfüçyüs, Siddhartha Gautama (BUDA-Kesin bilinen biri değil, fakat o olduğuna ilişkin tahminler vardır.), Lao-Tzu, Thales ve Zerdüşt.
Neyse, buralarım geçeyim…
Bu beş bilge kişiden asırlar sonra Darwin diye bir doğa bilgini ortaya çıkarak Evrim Teorisi’ni ortaya attı (Darwin’in felsefedeki etkisi üstüne ayrı bir yazıyı kaleme almak gerek). Bu teori, tam rayına oturmamış olan diyalektik ve tarihsel materyalizme muazzam bir katkı yaptı, bir hayli güçlendirdi ve sonunda Marx bu felsefi akımı gerçek niteliğine ulaştırdı, ardılları da geliştirerek devam ettiriyor.
İnsanlığın maymundan oluştuğunu sanan, ama aslında maymunlarla ortak atamız olan primatlardan dönüştüğümüzü bilmeyen dini bütün muhterem Müslüman kardeşlerimle Hıristiyan Aziz kardeşlerim yanlarına da Yahudi’lerden Kohen, Rabbi, Haham, Hazan, Baal Keria ve Gabay olan seçilmiş kardeşlerim eşliğinde çoğu kez bunu alay konusu yaparak güya biz ateistleri küçük düşürürler!
İşte iki örnek:
Prof. Alfred Weber, insanın bir maymun değişimi olduğunu bir türlü anlamak istemeyenlere: "Utanmayın ", diyor, "aslandan ya da gül ağacından geldiğiniz söylenseydi, hiç kuşku yok, hoşunuza gidecekti. Kutsal Kitap size, yüzyıllarca, bir toprak külçesinden var olduğunuzu söyleyip durdu da niçin utanmadınız?"
Bu da ikincisi… Buyrun.
Oxford Piskoposu Wilberforce, Darwin’i savunan Thomas Huxley’e, kendisinin baba yönünden mi, yoksa ana yönünden mi maymundan geldiğini sormaktadır. Huxley, bu kabalığa şu karşılığı veriyor: "Bilimsel gerçekleri baltalamak için diller döken bir adamın soyundan gelmektense, alçakgönüllü ve haddini bilen bir maymunun soyundan gelmeyi tercih ederim."
16 Ağustos 2022
22 Temmuz 2022
Teistlere Kısa Cevap
Doğduğumuz zaman ne seller ne denizler ne dağlar ne taşlar ne atmosfer ve yıldızlar ne de bir "Yaratıcı" hakkında bilgi sahibiyiz. Doğduktan birkaç sene sonrasına kadar da bu nesneler hakkında tanıma ve belli bilgiler edinmeyi başarma yolunda ilerleriz fakat din konusunda hala tek harf bile bilmiyoruz. Bölgedeki egemen dinin taraftarlarınca öne sürülen her yeni doğan insanın Yahudi, Hıristiyan ya da Müslüman olarak "doğdukları" iddiaları tamamen kendi fantastik dünyalarına ilişkin inanç olduğunu söyleyebilirim. Doğan insanlara, bir genel sosyolojik kural olarak içinde bulundukları toplumun egemen dinini benimsetirler; birey, sonraki süreçlerde ya bunu devam ettirir ya da reddeder.
Bizim ilk iletişim kurduğumuz insanlar başta annemiz olmak üzere aile bireyleridir. Nesne olarak ise kıyafet, yatak, biberon gibi şeylerle tanışırız ve süreç içinde farklı insanlarla ve nesnelerle tanışarak sosyal yapımızda bir gelişme sağlar, başlangıçta öğretilen ama sonradan bilince çıkararak kavradığımız değişik objektif ve sübjektif fenomenlerle içli dışlı olarak ilgili toplumun bireyi haline geliriz.
Pratikten Doğan Bilginin Tekrar Pratiğe Hizmet Etmesi
Daha anlaşılır olması için çocukluk ve ergenlik dönemlerini şimdilik bir tarafa bırakarak süreci biraz hızlandırıp, örneğin kendimle ilişkilendirerek açıklamaya çalışayım: Diyelim ki hiç görmediğim, hatta teorik olarak bile olsa hiç bilmediğim bir yere gitmiş olayım. Bu yer de söz gelimi İstanbul olsun. Ben, ya da tek tek hepiniz gitmiş olsaydınız ne yapardık? İlk işimiz pratik deneyimimizi başlatmak olurdu, değil mi? Otelden dışarı çıkıp sokaklarda yürür, yürürken binaları görerek İstanbul’un mimarisini ve şehircilik anlayışını anlamaya çalışır, insanlarla tanışır ve sohbet ederken diğer insanların da gözlemleyerek İstanbul’un sosyolojik yapısını incelemeye çalışırdım ve benzeri şeyler… Bu ve benzeri tüm olgular, "şey(ler)in" tek tek aşamaları ve bu "şeyler" arasındaki dış ilişkilerdir. Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm’de bunun ismi, Başkan Mao’nun tanımlamasıyla "Bilgi’nin Algı Aşaması"dır. İstanbul’daki bu gezintilerim sırasında gördüğüm, duyduğum, konuştuğum her şey duyu organlarım üstünden bende şu veya bu şekilde birtakım izler bırakır. Bu izler, doğrudan dış dünyanın zihnimizde bıraktığı değişik algıların birbirini dışlama ya da bütünleşme savaşını oluşturur ki, bu da bilginin ilk aşamasıdır ancak henüz kavram oluşturacak bir donanıma sahip değilim. Bunun nedeni pratikten kaynaklanan bilgi eksikliğidir ki, ancak belli bir yinelemeden sonra benzeri veya destekleyen fenomenlerle karşılaşınca kavram oluşturabilirim. İlgili kavramı oluşturduktan sonra o konuya ilişkin daha iyi deneyimler yapabilir duruma geldiğim için, şeylerin sadece dış ilişkilerini değil ama aynı zaman da özünü ve bileşimlerini de öğrendim demektir. Bilgi sürecinde artık bir adım daha atabilecek duruma geldiğime göre artık uslamlamayla bir analiz yapabiliriz.
Hepimizin başına defalarca gelen bir örnek sunmak istiyorum: Eşimizle-dostumuzla sohbet ederken bir önermeyle karşılaştığımız zaman "Dur, biraz düşüneyim!" gibi sözler ediyoruz ya hani, işte bu "Dur, biraz düşüneyim!" cümlesi aslında beynimizdeki kavramların karşılaştırılarak belli bir analize ulaşma çabasından başka bir şey değildir. Ancak burada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Duyu organlarımız ile algıladığımız bilgilerle Bilimsel Bilgiler arasında bir fark vardır. Algısal bilgi, fenomenlerin tek tek dış ilişkilerini içerirken bilgisel bilgi şeylerin özünü ve bileşimlerini kavramamızı sağlar.
Bizim dini bilgilere sahip olmamız ve belli bir dinin inanırı olarak yaşamamız da tamamen böyle gelişmektedir ve söylemeye gerek yok ki bu da bir süreç işidir. Yani İnanırların iddia ettiği gibi doğan her insan şu ya da bu dinin bir mensubu olarak doğmuyor, doğamaz; çünkü az önce ifade etmeye çalıştığım bilginin gelişim sürecinden geçmediği gibi, zaten ne din tanıyabilecek durumdadır ne kitap…
Bana göre "Saygı"nın anlamı, herhangi birine karşı incitmemek için gösterilen kibar davranıştır. Hemen her anlamıyla kaotik bir yaşama sahibiz ve bunun asıl nedeni sınıflı toplumlarda yaşıyor olmamızdır. Her sınıf ve tabakanın kendine özgü bir düşünce sistematiği olduğu için çok daha fazla bir "çeşitlilik" içindeyiz. Bağlı olduğumuz sınıfın düşüncelerinin dışındakiler nasıl ki bizim için şu veya bu nedenle kabul edilmiyorsa, aynı şey dinler bağlamında da geçerlidir. Sonuçta, hiçbir dinin bir diğerini benimsememesi gibi…
"İnanmıyorsan Saygı Duy Lan!"
Sormak gerek: Sizin dinleriniz sizin gibi düşünmeyenlere nasıl davranıyor? Bu konuda kendi dininizle ilişkili olarak (Sorgulama demiyorum, çünkü dinlerinizde sorgulamak yasak!) ne gibi araştırmalarda bulundunuz? Ya da böyle bir araştırma yapmak aklınıza geldi mi? Ne gibi sonuçlara ulaşabildiniz?
Örneğin bizzat sizin tanrılarınız tarafınızdan sonuçları hep kan ve gözyaşlarıyla biten savaşları, saldırıları öğütleyerek toplumları birbirlerine düşman ediyor mu? Başta kadınlar olmak üzere kız çocukları dahil birer seks objesi olarak görülüyor mu? Sözüm ona "İlahi adalet" ritüellerinizde kadınlara nasıl davranılmaktadır? Sizin gibi inanmadığı için dinden çıkan veya bir başka dine geçen insanlar hakkındaki tanrı hükümlerini okudunuz mu? Kadınları dövmek için şüphenin bile yeterli olduğunu bildiren açık ayetler ve benzerleriyle hiç karşılaştınız mı?
Ve siz bizden bunlara saygı göstermemizi bekliyorsunuz? Bireysel olarak, insan olarak belki size saygı duyarım ama bu inançlarınıza saygı duymak bir yana, amaçlarımdan biri bu ilkelliği ortadan kaldırmak düşüncesinde olanlarla birlikte hareket etmektir ve bu süreçle bağıntılıdır.
Herkesin, ama herkesin "İnanma" hakkı vardır, ama aynı anda herkesin inanmama veya red hakkı da vardır. "Ya benim gibi inanacaksın ya da katlin vaciptir!" arkaplan emriyle kafamı kesmek için üstüme yürürsen yaklaşımım tabi ki farklı olur.
Nasıl ki edebiyat, sanat, felsefe, spor gibi alanlarda eleştirilerimizi ve retlerimizi yapabiliyorsak sosyal bilincin formlarından olan dinin bizim açımızdan "eleştirilemez" şeklindeki doğal hakları da yoktur, varsa da bu sizin için geçerlidir, ona karışmayız ama biz eleştiririz. Bunun başlıca gerekçesi de toplumu doğrudan ilgilendirmesi ve benim de bu toplumun bir üyesi olduğum gerçeğidir.
Toparlayayım: Siz İnanırların doğal refleksi, inanmayanları ötekileştirmek yönündedir. Bizler, sosyalist devrimciler olarak insanları dinlerine, renklerine, dillerine veya cinsiyetlerine göre değerlendirmeyiz, bunlarla hiçbir zaman ilgilenmeyiz. Bizler, karşımızdaki insanın duruşuna bakarız: Emekten, alın terinden yana mı yoksa ezenden, çalandan, ihanet edenden yana mı?
Hepsi bu!
11 Aralık 2021
İki Haber İki Yorum
Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen İslam Ülkeleri Parlamento Konferansı'nda konuşan HitlErdoğan'ın, Bakara suresinden yaptığı bir ayet alıntı ile "Her Cuma Bakara-makara, bir ayet sallıyorum." diyen Egemen Bağış isimli hırsızın görevini de devraldığını öğrenmiş olduk! HitlErdoğan Bakara suresinin 155ci ayetini alıntıladı: Ayet, "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele." diyor…
Ayette bu sınavı! (Allah ve sınav!) Allah yapıyor! Ayet'in kritiğine geçmek konu itibarıyla gereksizdir ama belirtmeliyim ki aynı Allah'ın sınavına(!) HitlErdoğan'ı neden almadığı soru işareti olarak İnanırların karşısına dikilmelidir.
Ülkemizin en genel fotoğrafını çektiğimiz zaman karşımıza nelerin çıktığını görelim:
-Ülkede KORKU egemen mi?
-Hem de çok derinlere kök salmış olarak egemendir.
- Hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymaksızın dilediğini işkenceli sorgularla hapse atıyor mu?
-Atıyor.
-Ülkede AÇLIK egemen mi?
-Hem de çöplerden yiyecek toplattıracak, çocuklarını saç kurutma makinasıyla ısıtmaya çalıştıracak, evine yiyecek götüremediği için intihar ettirecek kadar egemen.
-Ülkede kendine karşı olduğu herkesin çeşitli entrika ve şantajlarla MALLARINA çökülüyor mu?
-Evet, çökülüyor.
-HitlErdoğan iktidara geldikten sonra binlerce insanı CANLARINDAN etti mi?
-Evet; buna bebekler, çocuklar ve yaşlılar da dahildir.
-Normalde bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan Türkiye'de yerli tohumu dahi yasaklatarak ve çıkardığı birçok zorba yasa ile ülkeyi samanı bile dışarıdan aldırtacak kadar ÜRÜN eksiltti mi?
-Evet.
Peki… Tamam! Bunları tüm ülkeye HitlErdoğan ve avanesi aracılığıyla yaptığına göre ne böyle bir Allah'a ne de maşasına ihtiyacımız yok.
Yönetimde halk olmazsa daha çook bakara-makaralara hedef olarak "sınanacağız"!
***********
"SS" kod isimli Suç İşleri Bakanı Süleyman Soylu, aynı günde ve aynı konuda iki farklı açıklama yapıyor. Bu Nazi artığına göre ülkedeki "terörist" sayısı "160'tan az" iken İBB'de işe alınan kişilerden "terör bağlantısı" olduğu saptanan 557 kişi varmış!
Yok, devam etmek içimden gelmediği için yazıya devam etmeyeceğim.
11 Aralık 2021
04 Aralık 2021
İki Haber İki Yorum
Çin, sosyal emperyalist bir devlet olarak kendi içinde dizginsiz bir sosyal faşist diktatörlük uygulamaktadır. Çalışma koşullarının ağır ve uzun olmasının yanında bir de verilen ücretin çok düşük olması vardır.
En ufak bir hatanın karşılığı olarak şiddetli bir yaptırım çok sıradan uygulamalardan biridir. Değil ki insan haklarından, insan haklarının "İ"sinden bile söz edemezsiniz. Tutsakların büyük çoğunluğu fabrikalarda zorunlu olarak bedava çalıştırılmaktadır. Çin'de Çin'lilerin dışında etnik kimlik yok sayıldığı için etnik kimliğinizin tanınmasını isterseniz "bölücü terörist" olarak damgalanır ve artık yaşamdan koparılırsınız.
Ülkenin her bir tarafına yerleştirilen yüz tanıma kameralarıyla her birey bire bir izlenmekte, olası bir "şüphe" durumunda dahi gözaltına alınmaktadır. Polis birine müdahale ederken kullandığı şiddete karşı çıkarsanız, "suç ortağı" olarak siz de aynı şiddetle karşılaşırsınız.
Türkiye için AKP/MHP neyse, ÇKP de Çin için odur ama çok daha fazlasıyladır. Erdoğan'ın Çin'i örnek almasının nedeni budur.
*****
Şeriat özlemcisi AKP'nin iktidara gelmesinden sonra toplumsal yozlaşma korkunç bir ivme kazandı ve günümüzde de hız kesmeden devam ediyor. Çocuk ıslah evlerinde, Kur'an kurslarında, İmam Hatiplerde, camilerde falan çocuklarımıza tecavüz edenler "Bağımsız Türk Yargısı" tarafından "huşu" içinde söylenen ilahilerle serbest bırakılmaktadır. Toplumumuz içinde ensest ilişki öyle bir yükseliş gösterdi ki, İran ve Suudi Arabistan gibi şeriatla yönetilen ülkeleri ezip geçer hale geldi. Uluslararası alanda ensest ilişkiler hakkında bir kitap yarışması düzenlense sıradan bir İmam Hatip öğrencisinin yazacağı kitap açık ara birinciliği kapar!
Her ne kadar evrensel birkaç ortak noktası olsa da Ahlak, toplumların yazısız yasası olarak kabul görmektedir ve doğrudan sosyo-ekonomik sistem tarafından belirlendiği için her toplumun öznel ahlak anlayışı vardır ve tecavüz bunlardan biridir.
Musa Orhan Siirt'te görev yapan "Şanlı Türk Ordusu"nda görevli ülkücü, vatansever(!) bir askerdir ve 18 yaşındaki İpek Er isimli çocuğumuza tecavüz ederek O'nu intihara sürüklemiştir. Kamuoyu baskısı sonucu kısa bir gözaltı işlemi yapılmış ve sonrasında tutuksuz yargılanmaya(!) devam edilmişti. Gelinen aşamada Musa Orhan'a 12 yıl ceza verilmiş ama bunun iki yılını düşmüşler, on yıl cezada karar kılmışlar ve tabi ki tutuksuz olarak! İki yıllık indirimin nedeni ise "sanığın geleceğinde olumsuz bir etki yaratmaması için"miş! "Bağımsız Türk Yargısı" işte böyle "bağımsız ve adil"dir!
07 Ekim 2021
"Adalet ve Kalkınma Partisi"
diye yazılsa da okunuşu "Adilik ve Kahpelik Partisi" şeklindedir ki ben bunu çoğu kez "AKahPe" şeklinde kısaltarak yazarım. Şu an AKahPe'yi tüm dünya yeterince bilmektedir. Bilmeyenler ise Türkiye'de yaşayan bir çeşit canlı türüdür. Bu canlı türüne ait olanlar nefes alırlar, yiyip içerler, geğirirler ve karınları doyunca çevresindeki canlı veya cansız her tür maddeyi cinsel obje olarak görür ve ona uygun davranış sergiler. Mikroskobik olduğu halde her tarafı örümcek ağlarıyla kuşatılmış olan beyinleri sadece iki olayı algılar: "Ganimet" ve seks!
Bu canlı türlerinin "lideri" daha iki hafta kadar önce "İnanç anlamında bizim Taliban ile ters bir durumumuz yoktur." Demedi mi? Dedi!
KaçAK SARAY'ın ilk pezevengi olarak Korkmaz Karaca ile kısa süre önce deşifre edilen Aliye Uzun hakkında küçük bir yazı kaleme almıştım. Her iki isim bu sarayda FUHUŞ İŞLERİ ile görevlidir. Tabi ki başkaları da var ve yine önceden belirttiğim gibi benim tahminim (Sedat Peker'in deyimiyle) "Deyyus-u Ekber" Egemen Bağıştır.
Yine herkesin bildiği gibi kaçAK SARAY'ın iki "demirbaş" gündemi vardır: Ganimet ve Fuhuş! Haklarını(!) yememek gerekir, ikisini de çok "ustaca" yapmıyorlar kı? Yapıyorlar!
Sabri Çelebi isimli bir pezevenk Gezi direnişine katılanlara palayla saldırmış ve iktidar hem de yalaka medya tarafından bir hayli övülmüştü. Övülmesinin iki nedeni vardı: Birincisi iktidar karşıtı bir gösteri niteliği taşımasıyken ikincisi de onun bir pezevenk oluşuydu. Aralarında "mesleki" dayanışma tabi ki kaçınılmazdı. Sabri Çelebi'nin ellerinden pasaportları alınarak zorla fuhuşa sürüklenen yüzlerce kadından altmış ikisi polis operasyonu ile "kurtarılmış"! (Yersek!) İşte bu pezevenk, Erişim Sağlayıcıları Birliği‘nin 5 Ekim 2021 tarih ve 2021/204 sayılı kararı ile erişime pezevenkliğiyle ilgili haberlere ENGEL getirtti.
10 Eylül 2021
"Daha Adi Bir Dünya Mümkün!"
Dünya kamuoyunun "Asrın lideri"nden uzun yıllardır beklediği müjdeyi Joseph Goebbels'in Türkiye temsilcisi olan Propaganda Bakanı Fahrettin Altun verdi! Altun, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bu esere çok büyük emek harcadı. Bu eser, her şeyden önce Birleşmiş Milletler'in yeniden yapılanması için somut bir model önerisinde bulunuyor." diyerek ekledi: "Bu kitap, siyasetçiler, bilim insanları, sosyoloji, iktisat, uluslararası ilişkiler, tarih, siyaset bilimi ve iletişim alanlarında eğitim alan gençler başta olmak üzere tüm okurlara hitap ediyor. "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" bir başucu kitabı olacak. Yarın tüm kitapçılarda."
Yazılan bu "şeyi" okumadım, okumak gibi bir aymazlığa düşecek durumum da yok ama… Ama Propaganda Bakanı'nın söylemlerini baz alarak düşüncelerimi açıklamaya çalışayım.
Yazılan bu "şey" güya BM'in yeniden yapılanması için somut önerilerde(!) bulunuyormuş!
Aklıma Gelen İlk Sorular
01) BM ne zaman, nerede ve nasıl kuruldu?
02) Kuruluş amacı neydi, kaç ülke üye oldu, şu anki üye sayısı nedir?
03) BM Genel Kurulu'nun yetkileri ve işlevi nedir?
04) BM Güvenlik Konseyi'nin yapılanması, karar organları ve sorumlulukları nelerdir?
05) BM Güvenlik Konseyi'ne bağlı örgütlenmeler ve işlevleri nelerdir?
06) BM'e bağlı olarak hareket eden kaç kurum vardır, işlevleri nelerdir?
Recep Tayyip Erdoğan bu sorularımdan bir tanesine bile cevap verecek bilgiye sahip olamayan zır-cahil biridir. Değil ki "kitap" yazmak, hayatı boyunca ve zorunlu okuduğu üç-beş din kitabının dışında kitap okumamış birinin bir "kitap" yazması, hele de "başucu" niteliğinde bir "kitap" yazması mümkün değildir. Kendi sarayını hükmedemeyen birinin kalkıp da BM gibi bir yapılanmayı "yeniden dizayn etme önerisi" hiç mümkün değil.
Düşünceme göre kitabın yazarı Propaganda Bakanı Altun'dur ve "Efendim, bir kitap şeettiniz. Şuraya bir imza şeedin de biz de şeedelim." demiş ve o "şey" de yalaka Turkuaz Medya tarafından şeedilmiştir. Zaten Altun'un tanıtımında ettiği cümleler bile yazılan bu "şey"in bir halta yaramadığının göstergesidir çünkü kurduğu cümleleri bir ilkokul öğrencisi bile kurmaz.
Bana göre propagandası yapılan bu "başucu şeysi"nin en doğru cümlesi, ismidir! "Daha Adil Bir Dünya Mümkün"!
İsimde bir harf fazlalığı vardı, onu kaldırdım.
Artık diktatörün ağzından "şey"in ismini rahatlıkla söyleyebiliriz:
"Daha adi bir dünya mümkün"!
10 Eylül 2021
04 Eylül 2021
Dua Üzerine
Anlamak, öğrenmek için okunan Kur'an içinde barındırdığı karşıtlıklar ve bilimden uzak yapısıyla okuyan insanları kendinden uzaklaştırmaktadır. Her ne kadar Nisa 82'de: "Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı!" diye belirtse de bu ayeti geçersiz kılan yüzlerce ayet bulunmaktadır ancak durmak istediğim konu ayetlerdeki çelişkiler ve bilimi dışlaması değil, doğrudan "dua"dır. Konu hakkında düşüncelerimi paylaşırken ayetlerin "doğru" olduğunu "kabul ederek" sadece birer ayet alıntılayacağım.
Kamer 49: "Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık."
Bu ayeti destekleyen birçok ayet vardır ve bunlardan biri Tekvir 29'dur: "Fakat âlemlerin rabbi Allah dilemedikçe siz (hiçbir şey) dileyemezsiniz!"
Allah, yaratacağı şeylerin neyi, nasıl, nerede yaşayacağını kendine özgü bir yöntem ile saptıyor, yani "kader"i bizzat kendisi hazırlıyor. "…belli bir kadere göre…" derken aldığı kıstasları açıklamasa da şurası net ki "kader" daha yaratılmadan önce hazırlanmıştır ve yaratılan şeyin "kader"in dışına çıkma olasılığı tamamen kapalıdır. Tekvir 29 bunu doğruladığı gibi En'am 59 da doğrulamaktadır.
En'am 59 bize bir başka kanıtı da vermektedir: "Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır."
Şu çıkarımları yapabiliriz:
1) Allah, daha yaratmadan önce yaratacağı her şeyin kaderini belirlemiştir;
2) İnsanlar (ve diğer yarattıkları) isteseler bile konumunu ve yaşamını değiştiremeyecektir;
3) Allah, öncesiz ve sonrasız her şeyi bilendir.
Şimdi "dua" konusuna geçebiliriz?
"Dua", bireyin veya bireylerin bireysel veya toplumsal olarak ihtiyaçlarının Allah'tan sağlamasını istemeleridir ve bu istem yaşamın tüm alanlarını içermektedir. Kimi aşkı için dua eder, kimi para için dua eder, kimi okulu bitirip iyi bir işe sahip olmayı ister falan… Şimdi karşıma (Örneğin ismi Ahmet olan) ve türbülansa girmiş uçakla yolculuk yapan hayali bir kişiyi oturtup duasını dinleyelim:
-Allah'ım, sana yalvarıyor, sana niyaz ediyorum. N'olur uçağı düşürme, hayatımızı bağışla. Sen esirgeyenlerin ve bağışlayanların en yücesisin, bizi koru!
Allah'ın bilgisinin öncesiz ve sonrasız (ezeli ve ebedi) olduğunu hatırlayarak diyalog halinde devam edelim:
-Allah, daha uçak yapılmadan önce içinde yolcularla birlikte bir türbülansa gireceğini ve Ahmet'in de bu sallanma sırasında kendisine dua edeceğini biliyor muydu?
-Evet, biliyordu.
-Allah, Kaf 29'da, "Benim katımda söz (irade) değişmez!" demiş midir?
-Demiştir.
-Yani sen dua etsen de etmesen de Allah katında söz değişmeyeceği için senin duan hiçbir işe yaramıyor. Kaldı ki, işin bir de başka boyutu var.
-Nedir?
-Sen Allah'ın iradesini uyguladığı şeyi istemeyip kendi ihtiyacın doğrultusunda, "Onu öyle yapma, benim dediğim gibi yap." diyerek değiştirmeye çalışmak Allah'a karşı çıkmak olmuyor mu?
04 Eylül 2021
12 Ağustos 2021
Norveç Krallığı
Aslında ileri demokrasiden beslenerek üniter monarşik parlamenter sistem ile yönetilen Norveç'te özellikle son 10 yıldır, çok daha fazla özellikle ise son 5 yıldır Norveç Kralı halkına kan kusturmaya başladı ama doğal olarak basın bundan tek söz etmedi. Ben de aşağıda sıralayacağım bilgileri sosyal medya üzerinde yaptığım araştırmalar sonucu ulaşabildim.
Sondan başa doğru gitmeye çalışayım:
*Norveç Kraliyet Sarayı adeta büyük bir geneleve dönüşmüş durumdadır. "Kim kimi tutarsa, onun helalidir." düşüncesiyle hareket etmek bizzat Kral tarafından benimsetildiği için kimse kıskançlık emaresi bile göstermemektedir. Siz dünyadaki devlet yöneticileri arasında böylesine ahlaksız, böylesine hayasız birilerine rastladınız mı?
*Norveç'te yaşanan yangın ve sel olaylarında halk canıyla derde düşmüşken kraliyet ailesi kokainler eşliğinde gününü gün ediyordu. Kralın kendine ait süper lüks 13 uçaktan oluşan bir filoya sahipken yangınları söndürmek için bir uçak bile olmadığını belirtiyor, ama kavgalı komşusu İsveç'e iki adet yangın söndürme uçağı gönderdiklerini söylüyor. Siz dünyadaki devlet yöneticileri arasında böylesine "kendi" halkına ve ülkesine düşman olan bir vatan hainine rastladınız mı?
*Norveç parlamentosunun eski başbakanlarından birinin oğlunun başta ülkenin İçişleri Bakanı olmak üzere birçok parlamenterle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yaptığı kanıtlanmıştır. Halkın mal ve can güvenliğinden sorumlu bir Başbakan ve İçişleri bakanının bu davranışı karşısında Kraliyet suskunluğunu bozmuyor. Siz dünyadaki devlet yöneticileri arasında böylesine şerefsiz, böylesine namussuz, böylesine vicdansız birilerine rastladınız mı?
*Norveç Kralı'nın parlamentoya dayatması sonucu mülteciler sınırları delik deşik etmiştir. İşin dramatik yanı bu mültecilerin IŞİD, El Nüsra, Taliban gibi Müslüman cinayet örgütlerinin elemanları olmasıdır. Siz dünyadaki devlet yöneticileri arasında kendi ülkesine yönelik böylesine alçak, böylesine şirret, böylesine kahpe sabotajlar düzenleyen birilerine rastladınız mı?
Bu saydıklarıma abartısız yüzlerce farklı suç daha ekleyebilirim ama ne de olsa bizim ülkemiz değil. Yazarsam bu şahsiyetsiz, onursuz ve korkak Kraliyet ailesi uluslararası arenada hakkımda karşı propagandaya geçer ve "Sayın Çeliker bizim İçişlerimize müdahale ediyor!" türünden diplomatik yaygara koparabilir. Mesela bizim ülkemizde bu suçlardan biri bile olsa yazardım.
Haksız mıyım?
12 Ağustos 2021
Adı "Aliye Uzun"
Sedat Peker'in açıklamalarının çoğu yeni bir haber niteliğini taşımasa da açıkladıkları, ip ucu verdikleri ve açıklayacakları yabana atılır gibi değil. Gündemi belirleyen AKP iktidarı ile belirlenen o gündemin peşinden koşmayı "muhalefet" sanan iktidar dışı partiler de afalladılar. Sosyalist devrimcilerin haber alma yeteneği oldukça zayıf olduğu için Peker'in söylediklerinin çoğunu dile getiriyor ama bir etki sağlayamıyordu. Bunun nedenleri ayrı bir yazı konusudur ama hakkını teslim etmek gerekir ki tüm iktidarı ve muhalefeti tamamen kontrolü altına almış, ülkenin gündemini tek başına (tabi ki destekleyen güçlerin yönlendirmesiyle) oluşturmuştu ve bu durum hala devam etmektedir. Peker'in bir anda ilgi olmasının en önemli nedenlerinden biri "içlerinden biri" olmasıdır ancak sadece açıklamakla yetinmeyip bir de bunu kanıtlarla sunması vardı ki, etkisini güçlendiren de buydu.
Deniz Baykal'ın Nesrin Baytok ile çekilmiş seks kasetinin arkasından çıkan Korkmaz Karaca'ydı ve şu an Erdoğan'ın "en has" pezevenklerinden biri olarak konumu koruyor. Hiçbir şey olmamış gibi "işine", yani saray ve etrafındaki avenelere kadın pazarlamaya devam ediyor ve yüksek olasıdır ki erkeklere kadın pazarlayan biri olarak kadınlara da erkek pazarlıyor olabilir.
İkinci isim Aliye Uzun… Erdoğan ve ailesiyle defalarca aynı kareye girmiş bir isim ve son haberlere bakılırsa Burhan Kuzu'nun da hastanede öldürülmesinden o sorumlu. Erdoğan bu kadının ne iş yaptığını bilmemesi eşyanın doğasına aykırıdır. Buna rağmen ve defalarca aynı karede yer alması ise birçok mesajı netlikle yansıtıyor.
Görseldeki fotoğraflarda her iki pezevengin sadece üçer fotoğrafını paylaştım. Bu fotoğraflar bana göre birlikte kareye girdiği kişilerin isteklerine göre kadın veya erkek ayarladıklarının fotoğrafıdır.
Kısa bir süre önce yine konuyla ilgili olarak "Dünyanın En Pahalı Genelevi" başlığıyla düşüncemi paylaşmıştım.
Düşüncemde ısrarcıyım. Her tür ihanetin, vahşetin, cinayetin, hırsızlığın ve adaletsizliğin yönetim üssü olan kaçAK SARAY fuhuşun da ana üssüdür.
12 Ağustos 2021
30 Temmuz 2021
Ülke Alevler İçindeyken…
Ülkenin 19 bölgesinde alevler göğü karartıyor; bir değil, beş değil, on değil; tam 19 bölgede çıka(rıla)n yangınların alevleri arşı delmiş halde… Yangınlar sadece ağaç katliamı yapmıyor, içinde bulunan binlerce çeşit bitki ve hayvanları da katlediyor ama kaçAK SARAY'ın sefil diktatörü hâlâ rant peşinde!
Açıklayacağım, ama önce bir "özet" geçmek istiyorum:
Koskoca ülkenin bir tane bile yangın söndürme uçağı yok ama sorun değil(!), diktatör kazıntısının 16 uçağı var ve birkaç tane daha almayı planlıyor. Devletin elinde sadece üç tane kiralık uçak var ve tam iki senedir hangarlarda çürümeye terkedilmiş durumda! Hiçbir yangına müdahale ettirilmiyor. Bu üç uçağın su taşıma kapasitesi dört bin dokuz yüz kilodur.
Şu an Rusya üç yangın söndürme uçağıyla çalışmalara katıldı ama…
Evet, "ama"sı var…
Bakanlık, yangın söndürme uçakları için bir ihale açıyor, Rusya dahil birkaç ülke bu ihaleye giriyor fakat ihalede Rusya yüksek ücret istiyor ve ihale Rusya'ya veriliyor. Her bir uçak için bir milyon iki yüz bin lira olmak üzere üç uçağa ödenen günlük para üç milyon altı yüz bin liradır. Oysa bu ücretten daha düşük teklifler vardı ve en düşük teklife bunun verilmesi gerekiyordu. Alttaki paragrafı okuyunca kimileriniz biraz "şaşırmış" gibi yapabilir!
İsterse yapmasınlar, paşa gönülleri bilir!
İhalede beş bin litre temel alınmış. Yani ihaleyi alan ülke, uçağına beş bin litreden az su koyamaz! Devletin elindeki kiralık uçakların kapasitesi ne kadardı? Dört bin dokuz yüz litre! Sadece yüz litrelik farklılık ile ortalığa saçılan yüzlerce milyon liramız kimin cebine gidiyor dersiniz?
30 Temmuz 2021
26 Temmuz 2021
"Yav Bu Komplo Teorisidir, Önemseme!"
1 Aralık 2019 tarihinde Çin'in Hubei bölgesinin başkenti olan Vuhan'da ortaya çıka(rıla)n Covid 19 ismini verdikleri virüs üzerine konuşulmaya, düşünce aktarımlarına hız kesmeden devam edilmektedir. Başlangıçta ben böyle bir virüsün laboratuvar ürünü olduğuna ve küresel emperyalist haydutların televizyonlarda çok sık tekrarladıkları dünya nüfusunun sürece yayılarak en az beş-altı milyarının öldürülmesi ifadele
rinin bir parçası olarak planlandığı düşüncesindeydim. Altı-yedi ay kadar sonra oldukça fazla sayıda TIP doktorunun böyle bir virüs olmadığını, bununla oyalarken farklı teknolojik araçların (Ör: 5 G teknolojisi gibi) kurulumlarını yaptıklarını videolardan izleyince biraz daha araştırmaya, öğrenmeye yoğunlaştım ve sonunda Covid 19 isimli bir virüsün olmadığı sonucuna ulaştım ki, internette buna ilişkin doyurucu verilere rahatlıkla ulaşılabilmektedir.
Önceleri sözü edilse de esas olarak bu virüs sahtekarlığı ile ileri sürülen bir "elektronik çip"in insanlara takılacağını (hatta takılması gerektiğini) belirtenlere karşı çoğunluk, "Yav, bu bir komplo teorisidir, önemseme!" diyerek geçiştiriliyordu.
Gerek duydukça devletin resmi sitelerine göz atmaktayım. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı eliyle hazırlanmış bir rapora rastlayınca, paylaşmak istedim.
Yani?
"Yani?"si şu: Yıllardır söylediğimiz ve söyleyeceğimiz gibi RTE, emperyalizmin uşağı bir halk düşmanıdır, haindir. Efendileri gibi kan içicidir; kafasında hiçbir zaman "halk" düşüncesi oluşmamıştır, oluşmasını da en azından biz sosyalist devrimciler olarak beklemiyoruz. Devletin bu "resmi" kanıtına rağmen hala bunun bir komplo teorisi olduğunu iddia(!) edecek aklısivriler tabi ki olacak ve bunlar zaten konumuzun dışındadırlar.
Şu an gündemde aktif yer alan aşı (ki hangi marka olursa olsun) kesinlikle karşı çıkmalı ve çip ve benzeri elektronik kelepçeleri asla kabul etmemeliyiz.
Tabi, yarını ve yarınlarınızı düşünüyorsanız…
26 Temmuz 2021
21 Temmuz 2021
"Aşık Tayyibi"nin Kabil Aşkı(!)
Afganistan'daki egemenlik konusunda Taliban ülkenin yüzde seksen beşini kontrol ettiğini söylerken hükümet bu iddiayı yalanlıyor ama gerçek sayıyı vermekten de kaçınıyor. Doğrusunu bilmemiz ise olası değil ama Taliban'ın ülkenin önemli bir bölümünde yıllardır söz sahibi olduğu kesindir.
Taliban, egemen olduğu bölgelerde tipik bir İslamcı örgüt olarak halka şeriat kurallarını dayatır ve uygularken kendi yönetimi için hiçbir etik ve dini kural tanımamaktadır. Örneğin kadın ticaretinin yanında Bacha Bazi (erkek çocuğu oynatma) son derece yaygındır (ki Cübbeli Ahmet Hoca ismindeki şeriatçı "İslam'da erkek çocuklarıyla eyleşme vardır, biz buna "Bademleme" deriz ama kimileri bunu başta türlü anlıyor." dediğini hatırlatmak isterim) ve anlaşılan o ki Talibanlar homoseksüel ilişkiyi "zina" olarak görmüyorlar! Sadece bu iki ahlaksızlıktan yılda yüzlerce milyon dolar kazanan Müslüman Taliban zihniyetinin en büyük vurgunu afyondan elde ettiği bilinmektedir.
Bu şeriatçı caniler daha iki-üç gün önce İran sınırındaki İslam Kale ve Türkmenistan sınırındaki Torkundi ilçelerini ele geçirdi. Sadece İslam Kale sınırının aylık geliri 20 milyon dolar!
TC Dışişleri Bakanlığı'ndaki bir veriye göre "Afganistan’da afyon ekimi yapılan alan 2003 yılında 80 bin hektar iken, 2004 yılında 131 bin hektara çıkmış, yani ekim yapılan alan miktarında %64’lük bir artış meydana gelmiştir. Keza, afyon üretimi 3600 tondan, %17’lik bir artışla 4200 tona çıkmıştır."
Grafik her yıl ciddi değişkenlik gösteriyor. Örneğin 2017 yılında tam 9.000 ton üretmişken 2018 yılında bu sayı 6400 tona düşmüştür. Ancak başta Talibanlar olmak üzere ABD de bu uyuşturucudan ciddi boyutlarda rüşvetini almıştı.
Yani Afganistan her tür cinsel sapıklık, uyuşturucu ve vahşet merkezlerinden biridir.
"Aşık Tayyibi"
Bizim "Aşık Tayyibi" Afganistan'ın başkenti Kabil'e âşık olmuş! Hem de hani "Bir görüşte!" denir ya, o cinsten bir aşk!
Bilindiği üzere ABD, elçilikleri falan korumak amacıyla 600 askeri Afganistan'da bırakıp diğerlerini Ağustos sonuna kadar kademeli olarak ülkeye çağırmaya başlayınca "Aşık Tayyibi" derhal ABD'ye Kabil havaalanı "koruma" görevinin kendisine verilmesi için adeta yalvardı! Bu, Biden'ı "yumuşatma"yı içerdiği gibi "Yeni efendim sensin." mesajını da içeriyordu. Çünkü, başta önüne yattıkları Reza Zarrab ile bağlantılı "Halk Bankası" davası "Aşık Tayyibi"ye karabasanlar gördürmesi yetmezmiş gibi bir de Sezgin Baran Korkmaz ortaya çıktı ki, her saniyesi karabasanla geçmeye başladı. Bu yüzden yalakalıkta hız kesmemeliydi! Bunu Taliban'a bile yaptı!
"Türkiye Kabil'e asker falan gönderemez. Mehmetçiğin orada ne işi var?" gibi "iyi niyetli" sorular sormayın, çünkü bunun nedeni var. Adı bilmem kaç kere hırsızlığa, soyguna, uyuşturucuya, fuhuşa, kumara, katile, haine çıkmış narsizmden kaynaklı kişilik bozukluğuna sahip bir angutun buna cevap vereceğini düşünmeyin. Eğer ABD'den izin alabilirse oraya gönderir, o "Mehmetçikler" orada "Niyazi" olur ve "Aşık Tayyibi" kolunu yine tabuta dayayarak şehitliğin ne güzel olduğundan söz eder.
"Aşık Tayyibi": "Biz Taliban'la Aynıyız!"
"Taliban’la da bu süreci görüşmek suretiyle, nasıl ki Amerika’yla bazı görüşmeleri Taliban yaptıysa, herhalde Taliban bu görüşmeleri Türkiye’yle çok daha rahat yapması lazım. Çünkü Türkiye, onun inancıyla alakalı ters bir yanı yok."
Bu zırcahillik örneği cümleyle ilgilenmeyeceğim. "Taliban Amerika ile görüştüğü gibi bizimle de görüşebilir, bu sorun da olmaz. Çünkü aramızda bir terslik yok." demek istiyor.
Tayyib'in aşkı, işte budur.
Kaynak:
Tayyiban ve Taliban'a: Halt Etmişsiniz!
İki gün önceki paylaşımımda "Aşık Tayyibi"nin Kabil havaalanına olan aşkına(!) kısaca değinmeye çalışmıştım. Bu yazımda "Aşık Tayyibi"ni Taliban için aralarında bir terslik olmadığını, yani Talibanlarla aynı doğrultuda olduklarını aktarmıştım.
Aynı gün Taliban cevap vermiş ama maalesef gözümden kaçmış. Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid: "Türkiye ile iyi ilişkiler istiyoruz, Türkiye bizim kardeşimiz, inanca dayalı pek çok ortak noktamız var." şeklinde cevap vermiş.
Dünyanın öteki ucundaki Ekvator'da bile pislik çıkaran "Aşık Tayyibi"ye bu cevap verilmeden önce aynı Taliban, "Kim olursa olsun, ülkemizdeki askerleri işgalci kabul ederiz" demiş, ama aynı "Tayyiban" gibi bu defa da Türkiye'nin "kardeşliğinden söz ederek tükürdüğünü yalamıştır.
Burası ayrı konu, söylemek istediğim yere geleyim: Öncelikle Afganistan'da dünya ülkelerinin tanıdığı bir "resmi" yönetim var. Eğer bir anlaşma yapılacaksa, bununla yapılmalıdır. Aksi bir durum Afganistan'ın içişlerine burnunu sokmaktır. Bu da işin siyasal/diplomatik rezilliğidir. Bir başka devlet Türkiye'ye yönelik bir "burun sokma" davranışında nasıl tepki alınıyorsa "Aşık Tayyibi"ye de aynı şekilde tavır alınmalıdır. Bunu da bir tarafa not olarak bırakalım.
"Tayyiban" ve Taliban ikilisi tarihe "Muhteşem aşıklar"(!) olarak geçer mi, geçmez mi, bilemem ama bildiğim bir şey var:
Türkiye halklarının çoğunluğu bunların kardeşi olmayı reddedecekleri gibi isimlerinin aynı cümle içinde geçilmesine bile karşıdırlar. Bu, bir.
İkincisi, devlet desteğiyle ulu orta uluyan birkaç yüz bin şeriatçı yobazın dışında ezici çoğunluk olarak şeriata karşıdır. Siz ancak kendi Müslümanlarınızın kelle avcılığına çıkarken Türkiye halklarını "kardeşimizdir" diye kanlı ruhunuza sahtekarca alet edemezsiniz.
Üçüncüsü: Siz ve ülkenin tepesinde Demokles'in Kılıcı" gibi sallanıp duran "Tayyiban" birbirinizi ister "kardeş", iste "iki aşık" olarak payelendirebilirsiniz(!) ama bu kimsenin umurunda olmaz. Çünkü "Tayyiban" denilen sefil sarayın sefil diktatörü yakında "Abbas Yolcu" olarak halkın mahkemesine çıkarılacaktır. Bundan dolayı diyorum ki, "Halt etmişsiniz, hevesiniz kursağınızda ka-la-cak!
23 Temmuz 2021
15 Temmuz 2021
Nazi Toplama Kampları ve Covid 19 (2ci Makale)
Üç Tarih
SturmAbteilung = (SA) = "Fırtına Birliği" kelimelerinin baş harfleridir. Kahverengi gömlek giydikleri için "Kahverengi Gömlekliler" diye de anılırlar.
SchutzStaffel = (SS) = "Koruyucu Takım" kelimelerinin baş harflerinden oluşmuştur.
1 Nisan 1933 tarihinde SA ve SS elemanları saat 10.00'da işyeri sahibi olan tüm Yahudilere işyerlerinin önlerinde beklemeleri emredildi. SA ve SS elemanları bu işyerlerinin camlarına ve kapılarına Yahudi anlamındaki "Jude" kelimesini yazıyor, sarı ve siyah renkte Davut Yıldızı'nı çiziyorlardı; artık fişleme resmen ve açıktan başlamıştı.
15 Eylül 1935 tarihindeyse her bir maddesinden utanç ve vahşet akan ünlü "Nürnberg Yasaları" çıkarıldı. Örneğin Yahudilerin "Alman kanından ya da Alman kanıyla ilişkili" insanlarla evlenmesi ya da cinsel ilişkide bulunması da yasaklanarak büyük bir suç haline getirildi.
9 Kasım 1938'de Paris'te görev yapan Alman diplomat Ernst vom Rath Yahudi bir genç tarafından öldürülünce Joseph Goebbels Münih'te Yahudilere saldırılar yapılması için ateşli bir konuşma yaptı ve o gece Münih'te sabaha kadar süren saldırılarda (kesin rakama ulaşamadım) yüz civarında insan katledilirken otuz bin civarında da tutuklama yapıldı toplama kamplarına gönderildi. Sonrasını biliyorsunuz; bir sene sonra Almanya'nın Polonya'yı işgali ve onlarca milyon insanın katledildiği ikinci emperyalist paylaşım savaşı başladı.
Emperyalistler "Alman", halk "Yahudi" mi Oldu?
Düşünceme göre tam da böyle oldu! Hangi bileşenlerden yapıldığı bilinmeyen bu aşıların daha hiçbir test aşaması vb. tamamlanmamışken, aşıyı bulan(!) Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci televizyonlarda aşı olmayacaklarını bangır bangır bağırırken; dahası, bilim dünyasının önemli bir bölümünden aşı olunmaması gerektiğine vurgu yapılmasına rağmen aşı olunması gerektiği belirten TIP insanı görünümündekiler SA'ların yerini alırken diğer tanınmış kişilerin de bu koroya katılmaları onların SS olduklarının kanıtı değil midir? Evet, bence çok sağlam bir kanıttır!
Birkaç ay önce "Profesör"(!) unvanlı iki SS elemanı hakkındaki yazılarımı paylaşmıştım. Bunlardan ilki Bingür Sönmez, diğeri de İftihar Köksal… Video ve yazıların linki aşağıdadır.
Gelelim bu makaleyi yazma nedenime…
"Sabah" isimli yandaş, tetikçi gazetenin sözde yazarlarından biri olan Yüksel Aytuğ isimli kalemşöre…
İlgili linki de verdim, okumanızı öneririm. Yazısını bura aktaracak değilim ama söylediği (aslında önerdiği) aşı olmayanların katledilmesine yöneliktir. Okuyalım:
" *Aşı karşıtları, kapalı alanlara sokulmasın, toplu ulaşım kullanamasın. Eğer halkla yüz yüze iletişim kurdukları bir meslekleri varsa, çalışma izinleri, ehliyetleri, ruhsatları iptal edilsin. (Şahsen ben aşı karşıtı bir spor hocasıyla çalışmak istemem ya da çocuğumu aşı karşıtı bir öğretmene teslim edemem)
*Aşı karşıtlarının seyahat özgürlükleri de kısıtlansın. Hepsi 'potansiyel virüs yayıcı' kabul edilsin.
*Aşı karşıtları virüs kaparlarsa, tedavileri bedava değil, ücretli olsun. Bir aşı karşıtının başkalarına virüs bulaştırdığı tespit edilirse 'Cinayete teşebbüsten' yargılansın.
*Aşı karşıtları özel işaret ya da simgeler (bileklik gibi) taşımak zorunda bırakılsınlar ki, insanların onlardan uzak durması mümkün olabilsin."
Şimdi bu söylediklerine yönelik ben de bir-iki soru sorayım:
1) Madem bu aşının yaşamınızı kurtaracağı söyleniyor, eğer sen aşı olduysan sağlamdasın demektir. Bu telaş niye?
2) Aşı olduğun halde Covid 19'a yakalanmayacağının ve ölmeyeceğinin garantisi yoksa niye aşı oluyorsun?
3) Uğur Şahin isimli aşının mucidi(!) unsur televizyonlarda aşı olmayacağını açık açık belirtti. Ona da yukarıdaki önerilerini uygulamak ister misin?
4) Senin insanlık dışı, vahşi önermelerin aklıma Hitler'in fırınlarını ve gaz odalarını getirdi. Bunların kurulumuna öncülük etmek ister misin?
Ve son sözüm:
İyi bildiğin gibi atan Hitler Yahudileri böyle ayırmış ve katliamlar yaparken atam Stalin ise onunla anladığı dilden hesap sormuştu.
******************
Konuya ilişkin birinci makalemin linki:
Sabah yazarı Yüksel Aytuğ'un yazısının linki:
SS üyelerinden İftihar Köksal'a ilişkin yaptığım kısa eleştirinin linki:
Bingür Sönmez Hakkındaki Düşüncemin Linki:
15 Temmuz 2021
13 Temmuz 2021
Teolojik Monologlarım 03 (Gerçek İslam Nerede?)
Dinler, oluştuğu günden beri zenginlerin elinde kitlelerin etkilenerek yönlendirilmesi için kullanılan en güçlü silahlardandır. Bu nedenle herhangi bir dinin toplumda oluşturduğu bir uygulamadan "bağımsız" ele alamayız. İlgili bir uygulama bir dinin emri sonucu oluşuyorsa bunun nedeni ilgili dindir.
Ancak Müslümanlarla yaptığım, okuduğum, izlediğim polemiklerde müthiş bir karşı çıkış, kendinden "emin" bir güçlü(!) itirazlarla karşılaştım, ki bu kaçınılmazdı.
1) Arapça bilmediği gibi zaten Kur'an'ın Türkçe'sini bile eline almamıştı ama sorun değil, en azından kalp gözü (ne demekse!) mühürlü olanlardan değildi;
2) En azından diğer İslami kaynaklara başvurmak gibi zahmetli(!) bir araştırmaya girmemişti ama çevresindeki mü'minlerden duyduklarıyla kendini çok geliştirmişti(!). Zaten bilmediği konu da neredeyse yok gibiydi! Bu da bilgili(!) bir Müslüman olması için yetmesi bir yana artardı da!
Ben: Söylediklerine katılıyorum. Tam da bu yüzden dünya çapında bir İslam birliği kurmak gerekiyor. Herkes eğitilmelidir, "İkra" boşuna değildir.
Erdem: Hem sözlerime "katılıp" hem İslam birliği kurmak istiyorsan anlamamışsın.
Ben: Sen Müslümanların büyük çoğunluğunun Kur'an'ı eline bile almadığını söylemiyor musun?
Erdem: Evet, ama sadece bunu söylemiyorum. Ek yaparak, hemen her konuyu çok iyi bildiklerini sandıklarını da söylüyorum. Örneğin birkaç gün önce basına yansıyan bir haber var: Endonezya'da bir kadın, kocasından izinsiz dışarı çıktığı için halk önünde kırbaç cezasına çarptırıldı.
Ben: Bunun İslam ile bir ilişkisi yok ki!
Erdem: Talibanların tam denetiminde olan Afgan bölgelerinin birinde bir kadın burka yerine çarşaf giyerek dışarı çıkınca falakaya yatırmışlar.
Ben: Bu da İslam ile ilgili değil, çünkü hiçbir ayette kadınların falakaya çekilmesi yazılı değildir.
Erdem: Gerçi dövülmesi yazılıdır ama neyse… İran'da kendine zorla tecavüz etmeye yeltenen sapığı öldüren kadın işkenceli sorgulardan sonra idam cezası aldı. İran'a göre eğer bir kadın bakire olarak ölürse onun yerinin cennet olduğu inancı olduğu için gardiyanlarca defalarca tecavüz edildikten sonra asılarak katledildi.
Ben: Şimdi sana sorarım: Bunun neresi İslam?
Erdem: Eğer bana soruyorsan bunun her yeri İslam diyeceğim ama o zaman da car car car edeceksin. Sana başka örnek vereyim: Daha birkaç yıl önce Arabistan'da yapılan bir konferansta kadının insan olup olmadığı tartışıldı(!) ve kadının "memeli hayvan" olduğu sonucuna(!) ulaşıldı.
Ben: İki cahil konuşmuş, kendilerince bir karara bağlamış bir şeyi gerçek İslam ile ilişkilendirmek, art niyet ürünüdür.
Erdem: O zaman ben de "temiz niyet" örneklerini vereyim: RTE iktidarının yaptıkları ortada… Sürekli çalıyorlar, sürekli katlediyorlar, sürekli hapsediyorlar, "Bakara-makara diye sallıyorum" diyenleri büyükelçi yaparak ödüllendiriyorlar. Kendilerini desteklemeyen, yani HARAÇ VERMEYEN herkesin mal varlığına çöküyorlar, hamile kadınları bile tutukluyorlar, uyuşturucu ve fuhuş ticareti yapıyorlar, devletin denetimindeki yerlerde çocuklarımıza tecavüz ediyorlar, tarihi mirasımızı dinamitleyip ormanlarımızı katlediyorlar falan…
Ben: Tamam uzatma, ne demek istediğini anladım. Bizde İslamiyet çarpıtılmıştır ama kısaca belirteyim ki bu gerçek İslam değildir.
Erdem: "Çarpıtılmış" demen Kur'an'ın çarpıtılmasını da gündeme getirir ki tövbe etmelisin. Nisa 82'ye karşı çıkıp kafir mi olacaksın :)
Ben: ?!
Erdem: Şimdi bir sorum var. Sadece bir tane soru, bir tane…
Ben: Sor bakalım.
Erdem: Birer örnek verdiğim Endonezya, Afganistan, İran, Suudi Arabistan ve Türkiye'de "gerçek İslam" olmadığını söyledin. Müslüman toplumların çoğunlukta olduğu diğer yerlerden de örnek verebilirdim ama anladığım kadarıyla bunların hiçbirinde "gerçek İslam" yoktur. Geriye Japonya (ki önemli bir bölümü ateisttir) ve İzlanda kaldı. Sence "gerçek İslam" hangisindedir?
13 Temmuz 2021
05 Temmuz 2021
Teolojik Monologlarım 02 (Kadın Olsaydım!)
İlkel Komünal Toplum'un sonlarına doğru insanlık belli bir bilinç ve üretim düzeyine ulaşmıştı. Bu iyi bir durumdu ancak Köleci Toplum'a gebe kalması insanlığı binlerce yıl sürecek vahşette ve sömürüde sınırsız bir rotaya yöneltmişti. Adamın birinin eline dört kazık alıp onu da keyfince toprağa çaktıktan sonra, "Burası benimdir!" demesiyle özel mülkiyet ortaya çıkmış, giderek güçlenmiş ve insanlığı kan deryasında yüzdürerek günümüze ulaşmıştı. Geçmişe ve günümüze baktığımız zaman daha çok uzun sürecek çetin engelleri görememek, tam anlamıyla insanlığın zavallılaşmasının en berrak fotoğraflarından biridir. Oysa yapılması gereken, dört kazığı toprağa çakarak "Burası benimdir!" diyeni diktiği kazıklara oturtmaktı, ama ol(a)madı!
İlkel Komünal Toplum'da "din" diye bir kavram yoktu ama günümüzdeki dinlerin ilk fenomenlerine o dönemde rastlanmıştı. Yağmurun nasıl yağdığını bilmiyordu, demek ki bir yağmur tanrısı vardı. Cevabını bilmediği her şeyi bir tanrı(ça)ya yüklüyordu. Köleci Toplum bu konuda oldukça zengin bir tanrı ve tanrıçaya sahiptir! Bilinen en eski tanrılardan günümüze kadar 300 milyonun üstünde Tanrı / Tanrıça / Yarı Tanrı / Yarı Tanrıça'lar saptanmış. Dinler ve onlara bağlı tarikatların sayısının ise 20 binin üstünde olduğunu okumuştum.
Birkaç büyük dönüm noktası olsa da Mısır Firavunu 3.cü Amenhotep tüm inançları bir tarafa atıp Tanrı Güneş olan Aton'u tek Tanrı ilan etti ve yüzlerce, binlerce tanrılı toplumların tek tanrılı dinlere geçişi de böyle oldu. Dönem, Köleci Toplum'un çok yükseklerde olduğu bir dönemdi ve günümüzde "semavi dinler" olarak "belirlenen" dinler, Köleci Toplum'un çocuğundan başka bir şey olmadığı için bu dinlerin Tanrı'sı da dinleri Köleci Toplum'a uygun şekle sokmak zorundaydı ve öyle de oldu. Bu "semavi dinler"e baktığımız zaman hepsinin de günümüze hiçbir şekilde uymayan ama ilgili döneme bire bir uyan ritüellerini çok sık görmemizin kaynağı budur.
İslam da Köleci Toplum'un bir çocuğu olarak tabi ki o da az-çok değişiklik, 600'lü yılların yaşamına bakarak yeni eklerle ortaya çıkartılmış bir dindir ve kadını seks aracı bir köle olarak görmesi tam da o toplumun niteliğine uygundur ve bu konuda bir yığın ayet ve bilmem kaç tane de hadis var.
Ben: Eee, n'olmuş yani?!
Erdem: Açık açık zıkkımın karekökü olmuş, daha ne olsun?
Ben: Bunlar gerçeği değiştirmez ki?
Erdem: Baştan başlayalım: Kadın insan mıdır değil midir?
Ben: Bırak bu tür soruları, esas sormak istediğine gel.
Erdem: Geleyim: Ben kadın olsam değil ki Müslüman olmak, İslamiyet'i onur ve can düşmanım ilan ederdim.
Ben: Et, et. Yarın huzurda bunları tekrar et de göreyim! Siz ateistler zaten tümden İslam'a karşısınız.
Erdem: Eksik söyleme! Sadece İslam'a değil, tüm dinlere eşit mesafede uzağız.
Ben: Yaa, bana bir-iki örnek versene… Kadın olsan niye Müslüman olmazmışsın?
Erdem: Bir kere kocam benden şüphelendiği anda dayak yiyorum.
Ben: E sen de şüphelendirme!
Erdem: İyi de ben ondan şüphelenince niye dayak atamıyorum?
Ben: Ya sen kadınsın! Hem İslam hoşgörü dinidir, bizde baskı yok; bu sözün tümden iftira.
Erdem: Nisa Suresi'nin 34cü ayetini oku bakalım, ne diyor?
Ben: Kesin tercüme hatasıdır. Çünkü Arapça'da "dövün" demenin 7 anlamı vardır ve anlamlarından biri…
Erdem: Car car car… Zevzeklik yapma! Arapça tek kelime bilmiyorsun ama bir kelimenin yedi anlamı olduğunu biliyorsun(!)!
Ben: Bir dayak yüzünden mi?
Erdem: Yoo… En az 50 neden daha sayabilirim.
Ben: 3 örnek daha ver… Diğerlerine gerek yok.
Erdem: Erkek ve kadın insan olduğuna göre yaşamın tamamında…
Ben: Anladım! "Eşitlik" diyeceksin!
Erdem: Hiç de demeyeceğim, çünkü "eşitlik" görecedir, ben "aynı"lık diyeceğim.
Ben: Tamam, de bakalım.
Erdem: Kadın ve erkek yaşamın tamamında aynı haklara sahip olmalıdır ama İslamiyet'te ancak iki kadın bir erkeğe "eşit" olabiliyor. Sonra da kul hakkından falan söz edersiniz. Daha baştan benim tüm haklarımın yarısını gasp ediyor. Niye Müslüman olayım ki?
Ben: Vaz geçtim, bir örnek daha ver, sonrasında ben cevap vereceğim.
Erdem: Olur, son örneğim de kadının bir seks kölesi olduğunu…
Ben: Yaa İslam'da böyle saçmalık yoktur, uyduruyorsun. Hangi ayette kadının seks kölesi olduğu yazılı?
Erdem: Bu konuda 50 ton olmasa da 49 ton ayet var. Sen hiç "cariye" diye bir şey duydun mu?
Ben: Duydum.
Erdem: Cariye ne demek?
Ben: Seks kölesi demek mi?
Erdem: Tam da bu demek ve erkeğe hiçbir sınır olmazken kadının tek başına dışarı çıkması bile yasak.
Ben: Bunu araştıracağım ama kesin bir yanlışlık var.
Erdem: Sen araştırırken ben bir şey daha söyleyeyim: Beni çarşafların içine sokarak kendime olan güvenimi ve insanca yaşamımı utanç içinde kaybederken hiçbir şeye itiraz dahi edememem de İslamiyet'e karşı olmam için yeterli nedenlerden biridir.
Ben: Araştıracağımı söyledim değil mi?
Erdem: Kur'an'ın Türkçe'sinden başla… Anlayarak oku… Sonra gel sohbete devam ederiz.
05 Temmuz 2021
03 Temmuz 2021
Teolojik Monologlarım 01 (Allah'ın Tek Olduğu(!) Sonucuna Ulaşmak)
Gerek sosyal medyada gerek pratik yaşamımda arada bir inanırlarla sohbet etmekteyim. Sosyal medyadaki sohbetlerimde İnanırlarca kurulan her on cümleden sekizi +18 niteliğinde olsa da pratik yaşamımdaki sohbetlerimde bu durum olmuyor. En azından bana yönelik bir +18 ile karşılaşmadım.
-Bu bir masa, değil mi?
-Yok, değil; inancıma göre bu bir ayakkabı bağıdır.
Özünde bir "inanç" ile tartışılamaz. Ne kadar kanıt getirirsek getirelim ne kadar örnekleyeceksek örnekleyelim "Ben inanıyorum." dediği anda zaten noktalanmış olur. Bunun en büyük iki nedeni psikolojideki "Öğretilmiş Çaresizlik" ile aşağı-yukarı eşzamanlı olarak araştırmamanın kanıksatılmasıdır.
Ben: Doğada her şey ne kadar da düzenli işliyor. İnsanlar ölüyor, yerine başka insanlar doğuyor; ağaçlar hep belli dönemlerde meyve veriyor, belli dönemlerde çiçekler açıyor; gezegenimiz belli dönemlerde soğuk, belli dönemlerde sıcak oluyor; kuşlar ve balıklar belli dönemlerde belli bir yere gidip sonra geri dönüyor. Falan… Ne kadar muhteşem bir döngü, değil mi?
Erdem: Evet, farklı olumsuzlukları es geçsen de gözlerimize dar bir alanı verirsek böyle bir görüntü ile karşılaşmaktayız.
Ben: Ne darı yaa! Dünya diyorum, dünya… Hatta bütün evren böyle değil mi?
Erdem: Hah, dünyayı bitirdik(!) sıra evrene geldi!
Ben: Sen ateist olduğun için görmek istemiyorsun. Gözlerini açsan Allah'ın varlığını görecek ve iman edeceksin ama gözlerin açık değil, kulakların zaten sağır…
Erdem: Peki, tamam. Senin verdiğin örneklerle karşılaştırman için ben de sana sorayım: 1) Depremler neden döngüsel davranmıyor? 2) Volkanlar neden döngüsel patlamıyor? Kuşların hepsi neden göçmen değil? 3) Binlerce çeşit hastalık var. Neden insanlar aynı hastalıktan ölmüyor? 4) Bir kazada kolunu kaybeden insanın yeni kolu neden olmuyor? 5) Gün doğumu ve batımı neden aynı anlarda olmuyor vb. vb… Bu türden yüzlerce, binlerce soru sorabilirim.
Ben: Ne bileyim yaa!
Erdem: Ama döngüselleri biliyorsun. Eğer döngüseller Allah'ın varlığının bir kanıtı ise döngüsüzler de onun yokluğunun kanıtı olmuyor mu?
Ben:??!!
Erdem: Bunları boş verelim, bu tür çocukça örneklerle Allah'ın varlığı kanıtlanamaz.
Ben: Eee, peki nasıl kanıtlanır?
Erdem:Bu "kanıt" olayı senin işin… İnanan sensin, kanıt bana düşmez. Kaldı ki benim açımdan şimdiye kadar "kanıt" diye bir sorunum olmadı ama sana daha basit bir sorum var, çünkü senin söylediğini ben tüm doğayla bütünleştirerek sormak istiyorum. Önce genellememi yapayım: Tek bir tane kuarktan boyutlarını bilmek bir yana, hayal bile edemediğimiz evrenin kendisine kadar her şeyin senin söylediğin gibi döngüsellik içinde olduğunu bir an için kabul edelim:
Ben: Edelim.
Erdem: Dediğim gibi bir kuarktan evrenin kendine kadar her şey çok düzgün çalışmaktadır. Bunu hepimiz görüyoruz, hiçbir kuşkumuz yok. Sen ve senin gibi inananlar nasıl bir yöntem, nasıl bir işlem, nasıl bir kıyaslama falan yapıyor ve Allah'ın 1 tane olduğu sonucuna ulaşıyorsun?
03 Temmuz 2021
